Melihat söyler durur tatlı tatlı; Yeniay göğün karanlığına bürünür Süleymaniye'nin tepesinde... Anılarım yanı başımda... Gözlerim nemlensin isterim ama doymuş neme tenim artık, ısınmak ister nemin buharıyla...
Ayın bir ucu hüznüme bir ucu neşeme takılı; gerildikçe açılıyor aradaki uzaklık... İyi mi, kötü mü bilemem bir türlü... Belki de aynı anda olmalı ikisi de yüzümde. Hüznün ağırlığını taşıtan neşe olmasın sakın? Haliç'in ıssız mahremine boğup geçmişi, geleceğimi Süleymaniye'ye döndürürüm ellerim bitap...
Yıldız topluyorum gözlerimle, sarkaçtan aşağı dökülen kuyruklarına uzanıyorum, kirpiklerimi göğe batırarak. Ayakucumda yükselip umutla uzatıyorum ellerimi bulutlara... Umut... Hayatı tek sürdüren o değil mi zaten be? Ellerimiz hep soğuk, gözlerimiz hep hüzünlü olsa hayat, yine böyle yaşanır mıydı sevgi yoksunluğunda?
Hüznü neşeye mayalamayı bileceksin, nefreti sabra ve anlayışa; cahilliğini bilginle törpüleyip öğreneceksin ki insanlık halidir kaderin elindeki o eski bendirin tedirgin sesleri...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder