3 Aralık 2013 Salı

Gecenin ipeğini günün atlasına dokurum!

Kış gecelerinde, başka bir düşünce alıyor göz kapaklarımı ağırlığınca aşağı doğru çekiştiren... Ben sıcacık evciğimde soluklanırken hayatın keşmekeşinden saklanmış, sokaklarda içi titreyen karnı guruldayanlar var. Kimi bir yudum sevgiye açlığından yorgun argın sokak ışıklarını gözleyen hayvancık, kimi paçalarından içeri giren soğuğun ürpertisiyle bir kartonun üzerine kıvrılmış, bir sokak köpeğini bağrına basmış bir ademcik...

Bu gece, sadece 30 dakika, kesiliverdi elektrik evimde; ne hissettim biliyor musunuz, elleri üşümüş bir çocuğun gözlerindeki buğunun sıcaklığının ciğerimi yaktığını hissettim! Yaşıtları, annesinin soyduğu portakal kabuğunun kokusuyla şımarırken, ağzı burnu kir pas içindeki o kömür gözlü çocuğun ışıl ışıl hayatın koynunda eriyişini ve güçlenişini hissettim...

Sokakların söylediği ninnileri taşır rüzgar bir çocuktan, bir diğerine. Her çocuk, umut besler içinde; biraz daha erken eve gidebilmeyi, bir gün o vitrindeki oyuncağı alabilmeyi, doya doya ikinci kase çorbasının dibini, ikinci dilim ekmeğiyle sıyırabilmeyi... Her çocuk, hayatın acımasızca bir sorgusudur, yüzümüze çarpan bir tokat gibi... Sokağın erkek ve kız oğullarıysa hayatın kayırdığı adalet abideleridir, yüreklerindeki insanlık ve saflığı asla yitirmeyecek olan...

Bilin ki, hiçbirimiz onlar kadar güçlü ve onlar kadar adil olamayacağız bu hayatta ve hiçbirimizin üzerine doğan güneş, onların gözlerindeki umuttan daha huzurlu ve aydınlık olmayacak dünya durdukça...



Uyu çocuğum, küçümen gözlerini yum...
Gecenin ipeğini, günün atlasına dokurum!
Ver minicik ellerini, kurban olduğum,
Ben senin, kışın, güneşin olurum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder