13 Aralık 2013 Cuma

Parmak uçlarımda bir sızısın Istanbul, bu kış soğuğunda...

Geceleri daha başka seviyorum seni; teninin dokusu daha bir pürüzsüz doluyor parmak izimdeki çizgilerimin arasına... Daha bir sadesin, daha bir sessiz ama daha bir şenliklisin de aynı zamanda. Ayazlarda düşen kırağı gibi bembeyazsın dudaklarımda, karlı geceler gibi kıpkızılsın kirpiklerimde...

Bir ağız dolusu hüzünlü haykırışsın bazen, bazen gitar telinde, trompet nefesinde bir nota... Işıklarını çoğaltırken evlerin camlarında, hüzünlerini de dertlendiriyorsun tüten baca dumanlarında...

Ellerimle tutuyorum seni, nakışlı duvarlarında Beyoğlu'nun; mutsuz yüzlere boyanmış acımasız ifadelerin ardında bir parça umut gibi parlıyorsun göz bebeklerinde insancıklarının...

Bir insan çeşnisidir gidiyor; herkeste bir bıçkınlık, bir efelik... Sanki bir anda büyüleniveriyor herkes; karşı koyamadan kapılıveriyor ılık rehavetine serseriliğinin...

O tellere dokunan o eller, hangi ekmeği kavrar tuttuğu üç kuruşuyla? Ya o gözler? Hangi menemeni görür de içlenir, o menemenin altın sarısı yumurtasına? Çatlamış dudaklarında tüm gayretlere rağmen neşelenemeyen bir parçanın kalıntısı tizden, hangi dileği çıkarır o aralıktan geceye doğru dalarken?

Gecenin en güzel hali sokaktadır, çağıl çağıl yaşanan... O çok sevilen kar yağdı mı, sokakta yaşam çirkinleşir. Yerler, banklar soğur. Kuşlar, kediler, köpekler; yiyecek, içecek ve barınacak saçak altları aramaya başlarlar umutla ve titreyerek.

Şu cumbadan bakan parlak gözlü çocuklar, yarınları belirsiz, ellerindeki hırpani oyuncaklarıyla mutlu mutlu izlerler sokakları; tıpkı sıcacık evinde, yemeğinin bir kısmını yiyemediği için çöpe döken, liralarca eğlencelerde dağıtan senin gibi... Tüm hayat, sadece senin yaşadığından ibaret gibi sanki değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder